29 Mart 2017 Çarşamba

Atatürk'ün Mersin Ziyareti

Hikayeye geçmeden önceden Mustafa Kemal paşam Mersin'e yaptığı ziyaretlere göz atalım. 

Atatürk ve Mersin

1918'den 1938'e kadar Atatürk'ün Mersin Ziyaretleri:
Yurdun birçok yerlerini olduğu gibi, Atatürk Mersin'i de birçok kereler ziyaret etmiştir. Bu ziyaretlerin en önemli anısı "Mersinliler, Mersin'e sahip olunuz" öğütüdür.
Atatürk'ün Mersin'i ilk ziyaretleri Cumhuriyet'ten öncedir. 5 Kasım 1918 de Mersin'e gelmiş ve 23.Tümen Komutanı Alb. Bahittin Bey'in misafiri olmuştur. Geceyi Karamancıların evinde geçirmiştir.
Atatürk bu ziyaretinde, Silifke sınırları ve Toros eteklerinde karakolların arttırılmasını ve dağ köylerine depolardaki yeni silah ve cephanelerden bol miktarda dağıtılmasını yetkililere tavsiye
etmiştir.
17 Mart 1923
Atatürk Mersin'e 17 Mart 1923 tarihinde saat 11:05'de eşi Latife Hanım'la birlikte gelmiştir. İstasyonda büyük bir karşılama yapılmış ancak bu esnada bazı üzücü olaylar cereyan etmiştir. Uray caddesini takiben Hükümet binasına gelinmekte iken, Aşkı Naili adında bir kişi yakındaki topluluğu gösterek: "Paşam, bunlar gayrimüslim Arap Ortodoks ekalliyetleri çocuklarıdır ve sizi karşılamaya geldiler". Bunun üzerine Atatürk; "Türk Yurdunda ekalliyet yok vatandaş var". Demiştir.

Atatürk bir süre Hükümet Konağında kaldıktan sonra çıkıp Belediyeye doğru yürürken, Abdurrahman Carudi adında bir kişi, "Paşam Suriyeli hemşehrinizi de kurtarınız",demiş. Atatürk cevaben; "Her Millet layık olduğu idareyi bulur", demiştir.
Belediye ziyaretinden sonra Müdafaayı Hukuk Ceniyeti binasına gelinmiştir. Atatürk Cemiyet Başkanı Hacı Ömer Kutay'a binanın kime ait olduğunu sormuş, binanın bir Ermeni'ye ait olduğu cevabı verilince, Atatürk, "Arkadaşlar, istasyondan hükümete gelinceye kadar yolun iki tarafındaki binaların kime ait olduğunu sordum. Rumlara ve Ermenilere ait olduğunu söylediniz. Bu adamlar bu binaları yaparken sizler ne yapıyordunuz?" Karşıda ayakta duran bir köylü, "Paşam, bizler o vakit Yemen'de, Balkanlar'da, Zeytin'de askerlik yapıyor, nöbet tutuyorduk", demiştir. (Bu hikayenin başka bir versiyonu aşağıda anlatılmıştır.)

Atatürk, aşağı kattaki Gençler Birliğini görmek istemiş ve birlikte aşağı inilmiştir. Birlik eşyalarının derme çatma olduğunu gören Atatürk, Birliğe bin lira bağışta bulunmuştur.
Bazı anılarda Gençler Birliği'nin kendisini feshederek, Türk Ocaklarına katılmaya karar verdiği açıklanmakta ise de, bunu aksi anlatılmaktadır.
Atatürk'ün bu gezisinde üzüldüğü bir husus da, Ata Çelebi'nin Gazetesinde yayınladığı açık mektupta, Hindistan tarafından bağışlanan 300.000 Liranın hesabının sorulması olmuştur.

20.01.1925
Atatürk'ün bir diğer gelişleri 20.01.1925 tarihidir. Yine eşi Latife Hanım ile birlikte gelmişler ve bugün Atatürk Evi olarak kamusallaştırılan KHRYTMAN binasında misafir edilmişlerdir. Bu ev Mersin'de Alman Konsolosu olan Chrytman tarafından yaptırılmıştır. Sonradan Tahincilere bağışlanmıştır.

Bu ziyaretinde Atatürk Mersin'de 11 gün kalmıştır. Mersin Ziraat Odası tarafından Osmaniye Mahallesindeki portakal bahçesinde verilen bir öğle ziyafetinde Mersin'in ihtiyaçları, özellikle Mersin'de bir lise açılması, Liman yapılması, Mersin-Silifke yolunun durumu, Ziraat Bankasının çiftçiye daha fazla kredi vermesi gibi hususlar arzedilmiştir.
Atatürk, Lise hakkında Maarif Vekiline duyurarak çare arayacaklarını, yol için Valilerin anlaşıp şoseyi yaptırmalarını önermiş. Mersin Limanı için ise, olağanüstü bir hal olmazsa limanın mutlaka yapılacağını ifade etmiştir.

Atatürk burada Hacı Bey'den, güneyde bir çiftlik almak arzusunda olduğunu, tavsiye edcekleri bir yer olup olmadığını sorar. Hacı Bey, Silifke'de Bodasaki isimli bir Rumdan metruk bir araziyi tavsiye eder. Atatürk 29.01.1925 günü satın almak istediği Tekir-Olukbaşı çiftliğine gitmiştir. Bu çiftlik, Abidin Paşa'nın iken Bodasaki'ye geçmiş, Kurtuluş'tan sonra da Hazineye intikal etmiştir. Sonradan göçmenlere dağıtılmıştır.

Diğer Ziyaretleri
Atatürk 10.05.1926 tarihinde Konya üzerinden trenle Mersin'e gelmiş ve doğruca Limandaki Ertuğrul Yatına binerek Taşucu'na gitmiştir. Bundan sonra üç defa daha Mersin'e geldiyse de şehirde kalmamıştır. İki defasında deniz yolu ile gelip trenle ve bir defa da trenle gelip deniz yolu ile ayrılmıştır. Bindiği gemiler Gülcemal ve Ege gemileridir.
Atatürk 19 Kasım 1936 tarihinde yine trenle Mersin'e gelmiş ve yeni yapılmış olan Vali Konağına gitmiştir. Mersin Valisi olan Rüknettin Nasihioğlu'na, "Vali Bey, konağı çabuk düzenleyiniz ve noksanlarını tamamlayınız. Her sene Nisan ayını burada geçirmek istiyorum", demiştir. Tabii bu hasta durumda geldiği tarihe kadar gerçekleşememiştir.

20.05.1938
Atatürk'ün Mersin'e son gelişi 20.05.1938 Cuma günü saat 13:30 dur. Bilindiği gibi 1938 yılı Mart sonunda Atatürk'ün rahatsızlığı bir hayli ilerlemiş bulunuyordu. Paris Tıp Fakültesi hocalarından Prof. Fissenger, Atatürk'e kesin istirahat tavsiye etmişti. Fakat o sırada Hatay meselesi had safhada idi. Atatürk doktorların tavsiyesini dinlemeyerek Güney illerine seyahat kararı vermiştir. Yenice'den Mersin'e direk özel bir tren hattı ve şimdiki silonun bulunduğu yerde ikametine mahsus hazırlık yapılmıştı. Atatürk'ün burada istirahat edebileceği düşünülüyordu. Ancak kendisi Vali Konağında kalmıştır. Konağın balkonunda oturduğu sırada karşı kaldırıma toplanan halk, o oradan ayrılıncaya kadar kendisini seyrederdi.
http://dundenbugunemersin.blogspot.de/2007/09/atatrk-ve-mersin.html 
Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın hemen sonrasında Anadolu yollarına düşüp  milleti ile sarmaş-dolaş olur. Gittiği yerlerden biri de MERSİN’dir. Sahilde yürürken, denize nazır muhteşem bir köşkü görünce sorar.
 “Bu kimin?” 
“Agob Efendinin Paşam’ 
yürüyüş devam ederken ihtişamlı bir konak daha görür 
“Peki ya bu kimin?” 
“Samuel Efendinin Paşam” 
Sahil teftişi sürerken bir başka görkemli köşk ve yine aynı soru 
“Ya bu kimin?” 
“Yannis Efendinin Paşam” 
Atatürk hiddetlenir 
“Yaho Agoblar, Samueller, Yannisler  bu köşklere, konaklara sahip olurken siz Ahmetler, Mehmetler nerelerdeydiniz?” 
Heyet sus pus olurken, grubun arkasından topallayarak yürüyen Gazi Salih Çavuş cevap verir.
 “Biz Yemen’de, Sina’da, traplusgarp’ta Sarıkamış’ta, Çanakkale’de, Dumlupınar’da, Kocatepe’de ölüyorduk Paşam” der.
Bu cevap karşısında gözü dolup dudaklarını ısıran Mustafa Kemal Paşa’nın ağzından şu sözcükler dökülür “Çok haklısın. Biz Türkler bu ülke için hep öldük ve ölmeye devam ediyoruz”