Atatürk'ün Anıtkabir'e Nakli ve Naaşını Son Kez Görenler
Fotoğraflar yıllar evvel Marmaris
belediyesine ismi açıklanmayan eski bir gazeteci tarafından hediye
edişmiştir. Atatürk'ün Naaşının Anıtkabir'e nakil forğraflarıdır.
19 Kasım 1938'de Atatürk'ün naaşı,
İstanbul'dan Ankara'ya doğru yolu çıkarılmış ve 20 Kasım
1938'de Ankara'ya getirilmiştir. 21 Kasım 1938' de geçici olarak
Etnografya müzesine yerleştirilmiştir.
Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e
nakledilmeden önce 15 yıl boyunca Etnografya Müzesinde
bekletilmiştir. Atamızın kabri 4 Kasım 1953'te saat 09.05 geçe
açılmıştır. Kabrin açılışında devletin önde gelen isimleri
hazır bulunmuştu. Başbakan Adnan Menderes, Genel Kurmay Başkanı
Nuri Yamut, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Eski Meclis Başkanı
Abdülhalik Renda, Ankara valisi Kemal Aygün, Cumhurbaşkanı Genel
katibi Nurallah Tolon, Belediye Başkanı Atıf Benderlioğlu ve Eski
Genel Katip Kemal Gedeleç bulunmuştur. Kabrin açılmasında Erkek
teknik Sanat Okulu ve Yapı
Enstitüsü öğretmen ve öğrencileri de görev almıştır.
4
Kasım günüden 9 Kasım gününe kadar subaylar, generaller ve
yüksek öğretim öğrencileri ulu önder Atatürk’ün naaşı
önünde saygı ile nöbet tuttular. 10 Kasım 1953 günü saat
09.05’de Etnografya Müzesinin önünde bulunan boru ile Ti işareti
verildi. Bunun ardından Ankara’da top atışı başladı ve törene
katılanlar saygı duruşuna geçti. Ulu önder Atatürk’ün Türk
bayrağına sarılı tabutu 12 er yardımı ile Etnografya Müzesi
önündeki top arabasına kaldırıldı. 136 asteğmenin çektiği
top arabası saat 09.20’de Etnografya Müzesinin önünden harekete
geçti. Atatürk’ün tabutu nakledilirken gökte Atatürk’ün
portresi dalgalanıyordu. Kortej saat 12.15’de Atatürk’ün
naaşını son kalacağı mekânına yani Anıtkabir’e ulaştırdı.
Atatürk’ün naaşı aslanlı yoldan geçirildi ve vişne rengi
katafalkın üzerine kondu. Daha sonra defnedilme işlemi
gerçekleşti.
'Atatürk,
Dolmabahçe Sarayı'nda uyuyor gibiydi.'
Ali Güler'in
Sarı Paşa - İnsan Atatürk kitabında, Profesör Kamile Şevki
Mutlu, Atatürk'ün Anıtkabir'e naklinden önce tabutunun açılması
anını şöyle
anlatır:
"Yüksek
Sanat Okulu grubundan gül ağacı tabutun kapağını açmalarını
rica ediyorum. Ne çevik ve enerjik bir çalışma. Vidaların
sökülmesi dakika sürmüyor. Eşimin ve öbürlerinin yardımıyla
katafalka çıkıyorum. Gül ağacı tabut içinde her yanı lehimli
galvaniz tabut görünüyor. Bunun kapağının yalnız üç
kenarında lehimin sökülmesini istiyorum. Bu da hemen yerine
getiriliyor. Lehimi sökülmeyen kenarın da dışa çevrilerek
kapağın açılmasıyla derin bir rahatlığa kavuşuyorum. Duyduğum
rahatlığın nedeni naaş ile galvaniz tabut arasındaki boşlukları
silme dolduran ince tahta tozunun ıpıslak oluşu ve koruyucu
eriyikteki şimik maddelerin kokusunu almış olmam coşkum artıyor.
Demek Ata'nın fizik varlığını hiç bozulmamış olarak yaşamının
sona erdiği anda nasılsa öylece görebileceğim. Oysa
kulaklarımıza ne söylentiler gelmişti. Konservasion iyi
yapılmamış. Çürüyüp bozulma sonucu meydana gelen fazlarla
tabut patlamış, nöbetçi er kokusundan bayılmış ve daha
neler...
Meclis
Başkanı Ata'nın yüzünü görünce bayıldı, Menderes Atatürk'ün
yüzüne bakamadı.
Bu dedikodulardan yıllarca bir doktor
ve bir patalog olarak nasıl üzülmüşüm. Şimdi ise şu ıslak
tahta tozu ve şimik maddelerin özel kokuları bana her işin
yolunda yapılmış olduğunu kesin olarak haber veriyordu. Tahta
tozu tabutun ayak yönüne doğru toplandı. Naaş kahverengi muşamba
ile sarılı olarak göründü. Yüzünü örten ıslak pamuk kitlesi
kaldırılınca Ata'nın heykel gibi duran yüzü ile karşılaştım.
Ata ve eseri bir an birbirimize
bakıştık sanki... Uzun sarı saçlarından ince bir tutam sol göz
kapağının üstüne düşmüş. Ata sanki yıllarca önce
Dolmabahçe Sarayı'ndaki hasta yatağında uyuyor... Ağzımdan
hemen şu sözler döküldü: bu konservasyonu Gülhane Askeri Tıp
Akademesi'nin eski hocalarından Prof. Lütfi Aksu yapmıştı.
Kendiside iki yıl önce öldü nur içinde yatsın... Evet, ideal
bir konservasyondu bu. Sayın hoca konservasyon eriğinden iki şişe
doldurup ağızlarını lehimlemiş, üzerine yapıştırdığı
etiketlerine eriğin kimyasal yapısını yazmayı bile unutmamış
ve şişeleri Ata'nın koltuklarına yerleştirmişti. Başımı iki
yana çevirdiği zaman kimse nefes bile almıyor sandım. Aşağıda
duran komite üyelerine 'Yüzünü görmek ister misiniz?' dedim.
Ansızın bir fısıltıyla karışan geri çekilir gibi bir hareket
ve sonra yine derin sessizlik.
En başta Başbakan Adnan Menderes vardı. Koyu renk takım elbise
içindeki Menderes de katafalka çıktı, ürkek bir biçimde aşağı,
tabuta baktı.
“Menderes
çok heyecanlandı. Rengi sapsarı oldu.'
Bir de baktım ki, müzenin kapısına doğru gidiyor. Atatürk’ün
yüzüne bakmadı. Tahmin ediyorum, kendinde o kuvveti bulamadı.
Saygı duruşunda
ki subaylara değin herkesin bir bir katafalka çıktığını, hele
Meclis başkanı Abdülhalik Renda'nın Ata'nın yüzü ile
karşılaşınca tabutun yanına yığıldığını unutmam. O sırada
Doçent Cahit Özden elimi öpüyor ve çoşkuyla 'Hocam sağolun
bana bu günü yaşattınız'diyor. Komite üyelerine naaşın tahta
tabuta o gün konulmasının sakıncalarını ve bu işin Anıtkabir'e
götürme töreni yapılacağı ertesi sabahın erken saatlerine
bırakılmasının bilimsel zorunluluğunu açıklıyorum. Numune
Hastanesi'ne gönderdiğim Dr. Şerif Yazgan'a bir miktar fiksatör
hazırlatıp galvaniz tabutun içine ekliyoruz. Kapak yeniden
lehimleniyor, üzerine gül ağacından tabut kapağını da
koydurtuyorum ve oradan ayrılıyoruz.
O
dönemde Etnografya Müzesinde asistan olarak çalışan Osman Ersoy
ve Halide İntepe'nin gözlemleri ise şöyleydi.
Osman
Ersoy; ' Kaşları fevkalade iyi şekilde fark ediliyordu'
Halide
İntepe ise; ' Bir ölü
yüzü yoktu uyuyor gibiydi...'
Atatürk'ü görenlerden biri de o
yıllarda 22 yaşında bir Hukuk Fakültesi öğrencisi olan Yeta
Güngör Özden'di. Özden o anı şöyle katarıyor; 'Atatürk'ün
yüz ifadesi huzurluydu. O ana kadar Atatürk'ün öldüğünü
kabullenememiştim. Fakat orada anladım ki Gazi ölmüştü.'
Ulu
önderimizi Anıtkabir'de mozelinin zemin katında yapılan özel vir
odada defnedilmiştir. Mermer sandukanın çevresinde 81 ilden,
Selanikten, Kore'de ki Türk şehitliğinden, Kıbrıs ve Süleyman
Şah'ın mezarından getirilen toprakların bulunduğu pirinç
vazolar bulunmaktadır.
19
Kasım 2017 Heidelberg
Halil
Fehmi Dağ










Hiç yorum yok:
Yorum Gönder