19 Kasım 2017 Pazar

Atatürk'ün Anıtkabir'e Nakli ve Naaşını Son Kez Görenler

Atatürk'ün Anıtkabir'e Nakli ve Naaşını Son Kez Görenler

     Fotoğraflar yıllar evvel Marmaris belediyesine ismi açıklanmayan eski bir gazeteci tarafından hediye edişmiştir. Atatürk'ün Naaşının Anıtkabir'e nakil forğraflarıdır. 

     19 Kasım 1938'de Atatürk'ün naaşı, İstanbul'dan Ankara'ya doğru yolu çıkarılmış ve 20 Kasım 1938'de Ankara'ya getirilmiştir. 21 Kasım 1938' de geçici olarak Etnografya müzesine yerleştirilmiştir.
     Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e nakledilmeden önce 15 yıl boyunca Etnografya Müzesinde bekletilmiştir. Atamızın kabri 4 Kasım 1953'te saat 09.05 geçe açılmıştır. Kabrin açılışında devletin önde gelen isimleri hazır bulunmuştu. Başbakan Adnan Menderes, Genel Kurmay Başkanı Nuri Yamut, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Eski Meclis Başkanı Abdülhalik Renda, Ankara valisi Kemal Aygün, Cumhurbaşkanı Genel katibi Nurallah Tolon, Belediye Başkanı Atıf Benderlioğlu ve Eski Genel Katip Kemal Gedeleç bulunmuştur. Kabrin açılmasında Erkek teknik Sanat Okulu ve Yapı Enstitüsü öğretmen ve öğrencileri de görev almıştır.

     4 Kasım günüden 9 Kasım gününe kadar subaylar, generaller ve yüksek öğretim öğrencileri ulu önder Atatürk’ün naaşı önünde saygı ile nöbet tuttular. 10 Kasım 1953 günü saat 09.05’de Etnografya Müzesinin önünde bulunan boru ile Ti işareti verildi. Bunun ardından Ankara’da top atışı başladı ve törene katılanlar saygı duruşuna geçti. Ulu önder Atatürk’ün Türk bayrağına sarılı tabutu 12 er yardımı ile Etnografya Müzesi önündeki top arabasına kaldırıldı. 136 asteğmenin çektiği top arabası saat 09.20’de Etnografya Müzesinin önünden harekete geçti. Atatürk’ün tabutu nakledilirken gökte Atatürk’ün portresi dalgalanıyordu. Kortej saat 12.15’de Atatürk’ün naaşını son kalacağı mekânına yani Anıtkabir’e ulaştırdı. Atatürk’ün naaşı aslanlı yoldan geçirildi ve vişne rengi katafalkın üzerine kondu. Daha sonra defnedilme işlemi gerçekleşti.



'Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'nda uyuyor gibiydi.'

     Ali Güler'in Sarı Paşa - İnsan Atatürk kitabında, Profesör Kamile Şevki Mutlu, Atatürk'ün Anıtkabir'e naklinden önce tabutunun açılması anını şöyle anlatır:
     "Yüksek Sanat Okulu grubundan gül ağacı tabutun kapağını açmalarını rica ediyorum. Ne çevik ve enerjik bir çalışma. Vidaların sökülmesi dakika sürmüyor. Eşimin ve öbürlerinin yardımıyla katafalka çıkıyorum. Gül ağacı tabut içinde her yanı lehimli galvaniz tabut görünüyor. Bunun kapağının yalnız üç kenarında lehimin sökülmesini istiyorum. Bu da hemen yerine getiriliyor. Lehimi sökülmeyen kenarın da dışa çevrilerek kapağın açılmasıyla derin bir rahatlığa kavuşuyorum. Duyduğum rahatlığın nedeni naaş ile galvaniz tabut arasındaki boşlukları silme dolduran ince tahta tozunun ıpıslak oluşu ve koruyucu eriyikteki şimik maddelerin kokusunu almış olmam coşkum artıyor. Demek Ata'nın fizik varlığını hiç bozulmamış olarak yaşamının sona erdiği anda nasılsa öylece görebileceğim. Oysa kulaklarımıza ne söylentiler gelmişti. Konservasion iyi yapılmamış. Çürüyüp bozulma sonucu meydana gelen fazlarla tabut patlamış, nöbetçi er kokusundan bayılmış ve daha neler...
Meclis Başkanı Ata'nın yüzünü görünce bayıldı, Menderes Atatürk'ün yüzüne bakamadı.

     Bu dedikodulardan yıllarca bir doktor ve bir patalog olarak nasıl üzülmüşüm. Şimdi ise şu ıslak tahta tozu ve şimik maddelerin özel kokuları bana her işin yolunda yapılmış olduğunu kesin olarak haber veriyordu. Tahta tozu tabutun ayak yönüne doğru toplandı. Naaş kahverengi muşamba ile sarılı olarak göründü. Yüzünü örten ıslak pamuk kitlesi kaldırılınca Ata'nın heykel gibi duran yüzü ile karşılaştım. Ata ve eseri bir an birbirimize bakıştık sanki... Uzun sarı saçlarından ince bir tutam sol göz kapağının üstüne düşmüş. Ata sanki yıllarca önce Dolmabahçe Sarayı'ndaki hasta yatağında uyuyor... Ağzımdan hemen şu sözler döküldü: bu konservasyonu Gülhane Askeri Tıp Akademesi'nin eski hocalarından Prof. Lütfi Aksu yapmıştı. Kendiside iki yıl önce öldü nur içinde yatsın... Evet, ideal bir konservasyondu bu. Sayın hoca konservasyon eriğinden iki şişe doldurup ağızlarını lehimlemiş, üzerine yapıştırdığı etiketlerine eriğin kimyasal yapısını yazmayı bile unutmamış ve şişeleri Ata'nın koltuklarına yerleştirmişti. Başımı iki yana çevirdiği zaman kimse nefes bile almıyor sandım. Aşağıda duran komite üyelerine 'Yüzünü görmek ister misiniz?' dedim. Ansızın bir fısıltıyla karışan geri çekilir gibi bir hareket ve sonra yine derin sessizlik. En başta Başbakan Adnan Menderes vardı. Koyu renk takım elbise içindeki Menderes de katafalka çıktı, ürkek bir biçimde aşağı, tabuta baktı. “Menderes çok heyecanlandı. Rengi sapsarı oldu.' Bir de baktım ki, müzenin kapısına doğru gidiyor. Atatürk’ün yüzüne bakmadı. Tahmin ediyorum, kendinde o kuvveti bulamadı. Saygı duruşunda ki subaylara değin herkesin bir bir katafalka çıktığını, hele Meclis başkanı Abdülhalik Renda'nın Ata'nın yüzü ile karşılaşınca tabutun yanına yığıldığını unutmam. O sırada Doçent Cahit Özden elimi öpüyor ve çoşkuyla 'Hocam sağolun bana bu günü yaşattınız'diyor. Komite üyelerine naaşın tahta tabuta o gün konulmasının sakıncalarını ve bu işin Anıtkabir'e götürme töreni yapılacağı ertesi sabahın erken saatlerine bırakılmasının bilimsel zorunluluğunu açıklıyorum. Numune Hastanesi'ne gönderdiğim Dr. Şerif Yazgan'a bir miktar fiksatör hazırlatıp galvaniz tabutun içine ekliyoruz. Kapak yeniden lehimleniyor, üzerine gül ağacından tabut kapağını da koydurtuyorum ve oradan ayrılıyoruz.
O dönemde Etnografya Müzesinde asistan olarak çalışan Osman Ersoy ve Halide İntepe'nin gözlemleri ise şöyleydi.

Osman Ersoy; ' Kaşları fevkalade iyi şekilde fark ediliyordu'

Halide İntepe ise; ' Bir ölü yüzü yoktu uyuyor gibiydi...'

Atatürk'ü görenlerden biri de o yıllarda 22 yaşında bir Hukuk Fakültesi öğrencisi olan Yeta Güngör Özden'di. Özden o anı şöyle katarıyor; 'Atatürk'ün yüz ifadesi huzurluydu. O ana kadar Atatürk'ün öldüğünü kabullenememiştim. Fakat orada anladım ki Gazi ölmüştü.'


Ulu önderimizi Anıtkabir'de mozelinin zemin katında yapılan özel vir odada defnedilmiştir. Mermer sandukanın çevresinde 81 ilden, Selanikten, Kore'de ki Türk şehitliğinden, Kıbrıs ve Süleyman Şah'ın mezarından getirilen toprakların bulunduğu pirinç vazolar bulunmaktadır.

19 Kasım 2017 Heidelberg
Halil Fehmi Dağ


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder